Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

BİTMEYEN SORUNLAR

 

Ahmet Miskioğlu

 

Türkiye'nin her kentinde günde beş kez size dinlettirilen yabancı sözlerin Türkçe olmasını isteyebilir misiniz? Bu yürekliliği gösterebilir misiniz?'

Diyebilir misiniz ki, "Bu ülke Türk ülkesidir, bu devlet Türk devletidir, bu devletin yasal dili Türkçedir, bu halkın çoğunluğu Türkçe konuşmaktadır; öyleyse, ellerindeki aygıtı alabildiğine açarak kulaklarımızın zarını patlatırcasına bize dinlettirilen,  zorla dinlettirilen sözlerin hiç olmazsa Türkçe olmasını istiyorum!'' Bu yürekliliği gösterebilir misiniz?

Bulgaristan'da da, Yunanistan'da da günde beş kez dinlettirilen sözlerin Türkçe olması yasaktır. Arabistan'da da.., Arabistan'da elbet Türkçe olamaz. "Arap hocalarımız" [1] Türkçe'de bile Türkçeyi zayıf, yetersiz görüp yasaklarken, Arabistan'da mı engellemiyecekler. Oradaki Türkler, Arapça’ya tutsak olmaya yargılıdır.

Yasaklamalar ve engellemeler yüzünden, yalnız bugün değil, yüzterce yıldan beri dilimiz, büyük sorunlar karşısındadır. Bugün birçok sözcüğümüzün TRT'den,YÖK'ün üniversitesinden atılmış olması, bizce yüzlerce yıldan beri yürütülen Türkçe düşmanlığının yeni bir halkasından başka bir şey değildir. Böyle acımasız uygulamayı her zaman yönetimi elinde tutanlar yürütmektedir. Söz gelimi Selçuk devletinde yasal dil Türkçe değil Farsçaydı, Arapçaydı. Osmanlı devletinde Osmanlıcaydı. Sarayın duvarlarına bile kimsenin anlamadığı "çok güzel Farsça şiirler" yazdıran yöneticilere, halk, "Biz Türkçe istiyoruz, bu yazdıklarınızın Türkçesini istiyoruz' diyebilir miydi? Karamanoğlu Mehmet Bey, inanılmaz bir yiğitlikle Türk dilinin her yerde kullanılması için buyruk vermiştir ama, nasıl alaşağı edilmiştir. Türkçeyi savunanlar eskiden de bugün de güçlüklerle, engellerle karşılaşıyor.

Yüzyıllar boyunca dilimiz, Türkçeyi sevmeyenlerin inatçı tutumları yüzünden başka diller karşısında yenilgiye uğramıştır. Yazarlar da başka dilleri kullanmayı yeğlemişlerdir. 'Türkün bilgisiz, zavallı gençleri güzel sanarak Farsça şiir yazmaya özeniyorlar; bir insan geniş ve iyi düşünse Türkçede böylesine genişlikler, zenginlikler durup dururken bu dilde şiir söylemenin daha yerinde, daha kolay olacağını anlarlar." diyor 15, yy. Çağatay ozanı [2], yüzyıllar boyunca oluşan kötü gidişe dur demek isteyenlerden biri olarak... Kötü gidişi durdurma çabaları, birçok bilinçsiz yazarın beyinlerinin Arapçayla, Farsçayla yıkanmasına engel olamamıştır.

Yazarlarımız, ozanlarımız yüzyıllarca ustalık sanarak, incelik sanarak Arapça, Farsça kullanmayı sürdürmüşlerdir. Türkçeyi unutmayı soyluluk bellemişlerdir. İşte bu yüzden bugün gerilere baktığımızda belki de istemeyerek soruyoruz kendimize :

Farabi kimdir? Türk dilinin yazarı mıdır? İbn Sina, Mevlana kimlerdir? Bilim ve şiir evrenini etkiledikleri söylenen bu insanlar Türk müdür? Elbet kıvançla yanıt verilecek: Bu değerli bilginler, ozanlar Türktür denecek! Pek iyi, bütün yazdıkları ile Arap dilini, Fars dilini geliştirmiş, Arap dilini, Fars dilini onurlandırmış olan bu büyük bilginlerin, ozanların Türk olduğuna bizden başka kim inanır?

Hangi dille yazıyorsanız o dili konuşan ulusun bir bireyisiniz. Yapıtlarınız, o dilin yazın tarihi içinde yer alır,  değerlendirilir. Söz gelimi, Almanca yazıp Fransız dil ve yazın tarihi içinde yer alamazsınız. Onun için Türk yazın tarihi incelikleri üstünde açıklamalar yapan bir öğretim üyesi, öğrencilerine Farabi'yi, İbn Sina'yı, Mevlana'yı da bu dizge içinde anlatmaya kalkarsa, —-Pürüfüsür demek gerekir böylelerlne-— gülünç olmaktan başka bir şey yapmamış olur. Dil bilincinden yoksun olanlar, geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi, bugün de gençlerimize iyilik değil kötülük yapmaktadırlar.

Yaratılan devrimlerin coşkusunda yetişen bugünün yazarları, eski yüzyıllarda görülmeyen bir bilinç düzeyine ulaşmışlardır. Yönetimi ellerinde tutanlar, kazanılmış bunca gelişmeyi, varsayalım ki, geriye götürmek de isteseler bu hayınlıklarında başarılı olamıyacaklardır. Arada bir olumsuz görünümler saptayıp üzülsek de, Türkçenin aydınlık  geleceğine güvenmekteyiz.

[1] Prof. Dr. İlhan Arsel, Arap Milliyetçiliği ve Türkler.
[2J Ali Şir Nevai, Muhakemetü’l Lûgateyn.

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2007