|
1987 DlL BAYRAMI[i]
Ömer Asım Aksoy
Dil Bayramını dört yıldır derin bir
burukluk içinde kutluyoruz. Bu burukluk, Atatürk'ün çocuğu
olan Dil Kurumu'nun yaşamına son veren ve yerine, kendisinin
evlât edindiği başka bir çocuk koyan devletin, hukuk
ilkelerine aykırı eyleminden ileri geliyor ve bir
karşılaştırma yapmaktan kendimizi alamıyoruz:
55 yıl önce bugün, yüce Ata, Türk Dili
Tetkik Cemiyeti'nin doğum törenine, devletin en görkemli
sarayını özgülemekle konuya ne denli önem verdiğini
göstermişti. Son nefesine değin üstüne titrediği, ulusal
bilinç ve ülkü ile donatıp, yetiştirdiği çocuğunun
kendisinden sonra da ulusa bu doğrultuda hizmet etmesi için
bilinen vasiyetnameyi düzenlemişti.
51 yıl sonraki devlet yetkilileri ise
Atatürk'ün bu kalıtçısını yasalar çıkararak ortadan
kaldırdı; ona vasiyet edilmiş olan kalıtı da kendisinin
güdümünde olan başka bir çocuğa verme yolunu tuttu. Bununla
da yetinmedi; son aylarda, Atatürk'ün dil ülküsü yolunda
çalışmak isteyenlerin girişimini suç sayarak yasakladı ve
yargı organlarından, girişimcilerin cezalandırılmasını
istedi.
Devrim tarihimiz, 1987 yılındaki bu
hükümet tutumunu kınayarak sayfalarına geçirecek; buna karşı
yasaklamayı ve cezalandırma isteğini yasalara aykırı bulan
yargı organlarının kararlarını, parlak adalet belgeleri diye
övecektir.
Bugün, içimizdeki burukluk sürse de,
elimizde böyle adalet belgeleri, kutsal emaneti yükseltme
görevimizin coşkusu ile bayramımızı kutluyoruz.
Yine bugün, Atatürk'ün kurmadığı Dil
Kurumu da Dil Bayramı adıyla bir tören düzenlemiştir. Ama
Kurum merkezinde değil, yani dört yıldan beri hazıra konmuş
olduğu ve eski Dil Kurumunun yaptırdığı Kavaklıdere'deki
yapıda değil, Diyarbakır'da. Dil bayramını başka bir kentte
kutlamak, Kurum merkezinde kutlamaya engel miydi? Dört yıl
öncesine değin bu bayram, eski Dil Kurumu'nun örgütleri
bulunmadığı halde, yurdun her köşesinde kutlanırdı. Yeni
Dil Kurumu, bir hükümet örgütü olarak istese, kutlamayı yurt
ölçüşünde gerçekleştiremez miydi?
Türk-lslâm tezine bağlı olan bu
kurumun, bayramı içtenlikle kutlayacağına nasıl inanılır ki
tezlerinin dil alanında adı "Osmanlıcacılık" tır. Bu nedenle
o tören, Atatürk'ten kalan bir geleneğe uymadılar denmesin
diye düzenlenen içtenlikten uzak, biçimsel bir gösteriş
olmaktan başka bir nitelik taşıyamaz.
Günümüzün dil konusundaki resmi görüşü,
üç yıl önce başbakanlıkça belirtilmiş, "dilimizin tabii
seyri içinde gelişmesi gerektiği” ileri sürülmüştür. Oysa
yalnız Türk ulusu değil, bütün dünya biliyor ki Atatürk bu
görüşe karşı çıkmış ve elde ettiği gözler kamaştırıcı
başarıya yenilerini eklemesi için gelir bırakmıştır.
Resmi görüş, bir yandan dilin tabii
seyri içinde gelişmesini ister; bir yandan da Atatürk'ün
gösterdiği amaç doğrultusunda çalışma girişimlerini suç
sayarken, resmi bir organ olarak kurulan Dil Kurumu’nun bu
görüş dışında bir yol izlemesi düşünülebilir mi? İşte dört
yıllık yaşamı! "Atatürk zamanının tüzüğünü olduğu gibi
aldık" diyorlar. Bir tüzüğün satırlarını almakla onun
gereğini yerine getirmek arasında ne derin bir uçurum
bulunduğunu, geçirdiğimiz şu dört yıl bütün çıplaklığı ve
acılığıyla ortaya koydu.
Resmi kesimdeki,bu olumsuz tutum ve
duruma karşı dil devrimi özel kesimde toplumun malı olarak
yürümekte, dahası, resmi çevreler bile, ya ayrımında
olmayarak ya da artık topluma eski dille ulaşamadıklarını
gördükleri için, bu gidişe ayak uydurmaktadırlar.
Dil devrimi, 1950'den bu yana, zaman
zaman resmi engellerle karşılaşmış, ama hepsini yenmiştir.
Bunun en çarpıcı örneği, 1952'de 1945 Anayasası'nın diline
karşı çıkıp Teşkilâtı Esasiye Kanunu'nu geri getirenlerin de
1961 ve 1982 Anayasa'larındaki özdeş dili benimsemeleridir.
Bu gelişme, ulusumuzun yüzyıllardır susamışlığını çektiği öz
diline, yanık yüreğinin en karşı konulmaz özlemiyle
sarılması sonucudur.
Şuna inanıyorum ki Atatürk
vasiyetinin, vasiyet edilene döneceği gün de uzak değildir.
Elimizdeki adalet belgeleri, o günün muştusudur.
Gelecek 26 Eylül'leri, içimizdeki
burukluk silinmiş olarak kutlamayı dilerim.
[i] Atatürk'ün kurduğu TDK'nın
eski Genel Yazmanı Ömer Asım Aksoy'un, Dil
Bayramı'nda okunan konuşması.
|