|
DİL DERNEĞİ KURULDU
Geçtiğimiz iki ay içinde Ankara'da
dilseverler, uluseverler arasında bir devinim görülüyordu.
Sonunda çalışmalar ürününü verdi. Eski Türk Dil Kurumu'nun
kimi üyeleri 18 nisan 1987 günü «Dil Derneği» adıyla bir
dernek kurdular.
Özellikle son haftalarda basında geniş
yankı uyandıran Dernek, «Türk dilinin özleşmesine,
gelişmesine, dil devriminin güçlenmesine katkıda bulunmak,,
bu konularda uğraş verenler arasında dayanışma sağlayarak
uygar ve barışçı çabalarla bilimsel, yazınsal, ekinsel,
sanatsal etkinliklere ağırlık verip öncülük yapmak ve
Atatürk'ün başlattığı dil devrimini sürdürmek» amacını
güdüyor.
BAŞKAN VE ÜYELER
Siyasal Bilgiler Fakültesi eski Dekanı,
Mülkiyeliler Birliği Eski Başkanı Prof. Dr. Cevat Geray,
derneğin başkanı oldu. Asbaşkanlığa Tahsin Saraç, Genel
Yazmanlığa Doç. Dr. Aydın Koksal, Saymanlığa Sevgi Özel
getirildi. Ali Rıza Önder, Dr. Haldun Özen, Refet Erim, Ali
Püsküllüoğlu, Beşir Göğüs, Orhan Asena, Atilla Göktürk
yönetim kurulunu oluşturdular. Üyeler arasında şu adlar
bulunuyor: Prof. Dr. Necip Bilge, Adnan Özyançıner, Talip
Apaydın, Salim Şengil, Dr. Yahya Kanbolat, Doç. Dr.
Tahir Hatipoğlu, Gülten Akın Cankoçâk, Doç. Dr. Türker
Alkan, Mustafa Ekmekçi, Suphi Karaman, Prof. Dr. Cahit
Talaş, Mehmet Aydın, Doç. Dr. Bahriye Üçok, Prof. Dr. Coşkun
Üçok, Prof. Dr. Bahri Savcı, Yılmaz Dağdeviren, Berin Taşan,
İskender Özturanlı, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Ahmet Yıldız,
Prof. Dr. Metin Özek, Ali Dündar...
ÇALIŞMA BAŞLAMADAN DURDURULDU
Basında yer alan haberlere göre Dil
Derneği «kurulması yasak derneklerden» sayılarak,
etkinlikleri başlamadan durduruldu. Ankara Valiliği şu
gerekçeyi ileri sürüyordu: «Anayasada Türk dilinin bilimsel
yoldan araştırılması, tanıtılması ve yayılması görevi Türk
Dil Kurumu'na verilmiştir. Bu kamu kurumuna verilen bir
yetkinin bir dernekle sürdürülmesi söz konusu olamaz.»
ANKARA VALİLİĞİNİN YAZISI
Ankara Valiliği, Dil Derneği'nin
çalışmalarını durdurmak için 4 haziran 1987 günü Vali
Yardımcısı Yahya Güz imzasıyla bir yazı gönderdi. Şöyle
diyordu: «Tüzüğünüzün 1. ve 3. maddelerinde dernek, Türk
dilinin özleşmesine ve gelişmesine katkıda bulunmak,
Türkçenin özleşmesini bütün bilim, teknik, sanat
kavramlarını karşılayacak yolda gelişmesini devrimci bir
anlayışla ve bilimsel yöntemleri uygulayarak sağlamaya
çalışmayı amaçlamaktadır, denmekte olduğundan anayasanın
134. maddesine istinaden 2876 sayılı kanunla Atatürk Kültür,
Dil ve Tarih Yüksek Kurumu oluşturulmuş ve bu kurumun 4.,
6., 35. ve 37. maddeleriyle Türk dilini bilimsel yoldan
araştırmak, tanıtmak ve yaymak görevi Türk Dil Kurumu'na
verilmiştir. 2876 sayılı kanunla Dil Kurumu’ na verilen bir
yetkinin bir dernekle sürdürülmesi söz konusu
olamayacağından ve anayasamız başkalarına böyle bir yetki
kaynağı olabilecek hüküm taşımadığından derneğiniz 2908
sayılı dernekler kanununun 5. maddesinde yer alan kurulması
yasak derneklerden olduğundan aynı kanunun 10. maddesinin 3.
fıkrasına istinaden faaliyetiniz 4.6.1987 tarihli onayımızla
durdurulmuştur.»
CEVAT GERAY KONUŞUYOR
Prof. Dr. Cevat Geray, yöneltilen
sorular üzerine basında çıkan haberlere göre görüşlerini
açıklayarak, dilimizin zenginleştirme ve arılaştırma
çabalarının kimsenin tekelinde olmadığını, Türk Dil
Kurumu'nun, Türk dili değil Osmanlıca üzerinde çalışma
yapan, Türk-İslam sentezini egemen kılmaya çalışan bir
devlet dil dairesine dönüştüğünü belirtti.
İNSAN HAKLARI
«Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle
derneğimizin etkinliklerini durdurmak anayasa ve insan
haklarına aykırıdır. Bunun için tek tek ve topluca yasal
hakkımızı arayacağımız, yasal yollara başvuracağımız
açıktır. Eski Türk Dil Kurumu üyelerinin bir araya gelip
dernek kurmaları kadar doğal bir şey olamaz.
Dil ve Târih Kurumu resmi bir daire
haline gelmiş bir yerdir.» diyen Prof. Dr. Cevat Geray,
Ankara Valiliği'nin yetkisini çok aştığını ve anayasayı
yanlış yorumladığını belirterek sözlerini sürdürdü:
TÜRKİYE'DE DEVLETE VERİLMİŞ İŞLERİ
YAPANLAR
«Türkiye'de devlete verilmiş pek çok
görevler ve kamu hizmetleri konusunda çok çeşitli
derneklerin, vakıfların hatta ticari şirketlerin etkinlik
gösterdiğini biliyoruz. Evlendirme yetkisi belediyelere
verildiği halde Başbakan'ın eşinin vakfı bu konuda birtakım
etkinlikler yapıyor. Türk Eğitim Derneği, Türkiye Milli
Eğitim Vakfı Milli Eğitim Bakanlığı olduğu halde özel
okullar açabiliyor. Derneklerin siyasetle uğraşması
yasaklandığı halde «Aydınlar Ocağı», iki parti arasında
yakınlaşmayı açıkça kamuoyuna duyuruyor. Niçin hakkında suç
duyurusu yapılmıyor?»
ATATÜRK'ÜN ÖNCÜLÜĞÜ
«Türk Dil Kurumu, Atatürk'ün istemi
üzerine, Türkçenin arılaşmasına, gelişmesine ve halka mal
edilmesine yönelik çalışmalar yapmak amacıyla, onun
öncülüğünde kurulmuştur. TDK bu anlamda amacına ulaşmıştır.
Fakat dil gelişen bir kurum olduğuna göre, her zaman için
yeni gelişmelere göre kendisini yenilemesi gerekli
olduğundan, bu tür kurumların amacını gerçekleştirdi diye
kapatılması veya sona erdirilmesi söz konusu olamaz. TDK'nın
kuşkusuz en büyük katkısı, yazın ve sanat dilinde olduğu
gibi bilim dilinde de dilimizi yabancı terimlerin
boyunduruğundan kurtarmasıdır. Böylece Türkçe herkesin
anlayabileceği ulusal, ortak bir iletişim ortamı
oluşturabilmiştir. Kısacası, Türk dil devrimi, yazın
devrimiyle bütünleşmiştir.»
ATATÜRK'ÜN HAKKI HUKUĞU
«Atatürk'e ve onun devrimlerine karşı
olanlar, ulusallıktan çok ümmetçilik yanlısı olanlar uzun
süredir dilde uydurmacılık diye nitelendirdikleri dil
devriminin gerçekleşmesinden, kitlelere mal olmasından
rahatsız oluyorlardı. Kurumun yönetimini, denetimini eline
geçiremeyince büyük sermayenin beslediği vakıflar,
dernekler, gazeteler yoluyla TDK'ya karşı bir kampanya
başlatmışlar, bu kurum yerine bir dil akademisinin
kurulmasını önermişlerdi. 1982 anayasasındaki bugünkü
düzenleme, onların bu istemleri doğrultusunda ve
çerçevesinde yapıldı. Bir kuruşu bile amaç dışı
kullanılmamış olan TDK'nin tüm mal varlığı yeni kurulan
kuruma devredilmiştir. Bir insanın belli bir kişi veya
kuruma bağışladığı, vakfettiği bir gelirin anayasa ile ya da
başka bir yasayla da olsa, başka bir kişi veya kuruma
verilmesi hukukla bağdaşmaz. Hele bu kişi Atatürk olursa!»
TÜRK-İSLAM SENTEZCİLERİ
«Bugün siyasal iktidarca atanmış
kişilerin yönettiği kurumlar, bu alanda ulusal dili
geliştirme amacı şöyle dursun, gazetelere yansıdığı
biçimiyle Türk-İsiam sentezini, Türkiye Cumhuriyetinin resmi
ideolojisi durumuna getirmekle uğraşıyorlar.
DİL DERNEĞİ NASIL ÇALIŞACAK?
«Dil Derneği bu alanda gönüllü olarak
Türkçenin gelişmesine ve arılaşmasına kendini adayan bilim,
sanat ve ekin adamlarının bir araya gelerek kurdukları bir
dernektir. Derneğimiz etkinliklerine başlayabilse,
olanakların elverdiği ölçüde Türk dilinin gelişmesi,
Atatürk'ün öngördüğü doğrultuda dil devriminin yürümesi için
bilimsel çalışmalar yapacağız. Ayrıca toplantılar
düzenleyecek, dil bayramı örgütlenecek.»
HAKLARINI SAVUNACAKLAR
Dil Derneği Başkanı Prof. Dr. Cevat
Geray, derneklerinin yasak dernekler arasında görülmesinin
kendileri için sürpriz olduğunu söyleyerek idare
mahkemesinden yürütmenin durdurulması kararını
isteyeceklerini, haklarını sonuna dek savunacaklarını
açıkladı.
DİL VE TARİH. KURUMLARI İÇİN YASA
ÖNERİSİ
SHP Sivas Milletvekili Mustafa Kemal
Paloğlu, Türk Dil ve Tarih kurumlarının Atatürk'ün vasiyeti
gereği dernek statüsünde çalışmasını öngören bir yasa
önerisi hazırladı ve Meclis Başkanlığına verdi.
Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih
Kurumu'nun, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Yasasından önce var olan tüzüklerinde belirlenen amaçları
doğrultusunda ve Dernekler Yasası hükümleri içinde
çalışmalarını sürdürmeleri hükmüne yer verilen yasa
önerisinde, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nun Atatürk
Kültür ve Tarih Yüksek Kurulu Yasası'ndan önce birer dernek
olarak yaptıkları son genel kurul toplantısıyla oluşan
yöneticilerine, bütün haklarıyla ve mal varlıklarıyla teslim
edilmesi de isteniyor.
MAHKEMEYE BAŞVURDULAR
Dil Derneği yöneticileri, son haberlere
göre, Ankara 3. Bölge İdare Mahkemesine başvurmuştur. Ankara
Valiliği'nin işleminin durdurulması ve kararın kaldırılması
istenmektedir.
Başvuruda, Valiliğin aldığı kararın
Türk-İslâm Sentezi görüşü doğrultusunda alındığı yazılarak,
Dil Derneği'nin yasak dernekler arasında sayılamayacağı
belirtilmekte ve Atatürk'ün başlattığı dil devrimini
sürdürmeyi amaçladıkları açıklanmaktadır.
OKULLARDA ARAP HARFLERİ
Atatürk Türkiyesi’ni geriye götürmek
isteklerinin açık belirtilerinden birisi de okullara Arap
harflerinin ders olarak konması çabalarıdır.
Gebze'de düzenlenen «Haftalık Ders
Programları Semineri», gerçek Atatürkçüleri uyarıcı
görünümler sergiledi. Yıllardan beri oluşan olayların tümüne
bir bütün olarak bakanlar «Atatürk ilkelerinin çoktan
ortadan kaldırılmış olduğunu görürler. Durmadan Atatürk'ten
söz açıyor görünmeler, şuraya buraya durmadan «Atatürk» adı
koymalar, aslında gerçek Atatürkçüleri uyutup gerici
amaçlarını kolaylıkla yürütmek içindir. İkiyüzlülük, doğal
davranış gibi olmuştur. Bir yetkilinin şu sözleri ne denli
uyarıcı: «Eski yazı öğretilmesi konusunda amacımız,
Atatürk'ün çizdiği yolu takip etmektir.» deniliyor. Kimleri,
niçin aldatmak istiyorlar? Atatürk'ün çizdiği yolu izlemek,
onun ilkelerini çiğneyerek mi olur?
İleri sürülen görüşlerden biri de şu:
Arap harfleri okullara sokulmazsa Osmanlı «arşivlerinin
okunmasına olanak yokmuş! Oysa bugün Arap harflerini bilen
binlerce insanımız varken onları niçin göreve çağırmazlar!
Niçin gerekli ödenek ayrılarak belgeliklerdeki belgeleri
okutma, inceletme eylemine geçmezler? Niçin? Bu denli çok
insanımız, bu denli işsiz insanımız varken, Arap harflerini
bilen insanımız varken niçin onlara yaşamlarını sürdürecek
bir ödenek verip belgelikleri taratmazlar? Niçin?
Anlaşılıyor ki gerçek amaç bu değil. Amaç, ortaöğretimde
beyinleri istedikleri gibi yıkayarak, zekâları
örümceklendirerek Atatürk Türkiyesi'ni istedikleri gibi
geriye döndürmektir. «İktidar sahipleri» Atatürkçüyüz diye
diye, Atatürk Türkiyesi' ni yozlaştırmayı ne zamana değin
sürdürebileceklerdir bilemeyiz. Ama inanıyoruz ki gerçek
Atatürkçüler, ilkeleri bir gün yeniden yörüngesine oturtacak
ve Türk ulusunun çağdaş uygarlığı aşma atılımını
sürdürülecektir. Bugün, Atatürk çocuklarının yüreğinde
onulmaz yaralar açılmıştır. «İkiyüzlü güçlü»lerin yüzlerine
Atatürkçülük maskeleri takmaları karşısında ünlü bir
yazarımızın dediği gibi «Ben Atatürkçü değilim.» mi dememiz
gerekiyor?
ARAP HARFLERİNE KARŞI OLAN DA VAR
ÖSYM Başkanı Prof. Altan Günalp,
Gebze'de yapıian «Haftalık Ders Programları Semineri»nde
konuşarak: «Eski yazı geri dönüş özlemini körükleyebilir.
Bunun yaşam biçimi hâline getirilmesine karşıyım.»
diyebilmiştir, bu geriye dönüş ortamında...
YAZAR-ÇİZERLER '
Mart 1981 de yayımlanan 2. Papirüs
seçki betiğinde Kadıköy'deki «Elif Kıraathanesinin eski
«Merkez» günlerini anımsatan bir canlılıkta olduğu her
kuşaktan sanatçıyla karşılaşıldığı belirtilir, adları
açıklanır:
İlhami Bekir, S. Kudret Aksal, Suavi
Koçer, Tarık Buğra, Tevfik Akdağ, Behzat Ay, Vedat Üretürk,
Ercüment Uçarı, Uğur Önal, Ahmet Miskioğlu, Güner Somtürk,
İlker Akçay, Osman Serhat, Nurullah Can, Eray Canberk, Aydın
Hatipoğlu, Haşim Çatış... Ve arada bir tavla oynamaya gelen
Dağlarca...
Geçen beş altı yıl içinde değişiklikler
oldu. Elif oteli ve kıraathanesi yıkıldı. Eski «Merkez
Kıraathanesi» büyük başkalaşım geçirerek «Vagon» adıyla
açıldı. Andığımız her kuşaktan sanatçı artık «Vagon»da
buluşuyorlar. Yukarıda andığımız adlara her kuşaktan yeni
adlar katıldı:
Günel Altıntaş, Enver Ercan, Turgay
Kantürk, Halim Uğurlu, Cihat Burak, Arif Damar, Turhan
Aytul, Turgut Tanyol, Mehmet Müfit, Engin Turgut ve
Londra'dan her gelişinde Feyyaz Kayacan.
Geçen zaman içinde yalnız bir kez ya da
birkaç kez uğrayanlar var: Naim Tirali, Sami Karaören, Bedia
Akarsu, Mehmet Fuat, Refik Durbaş, Türkolog Tevfik Melikov,
Türkolog Miryana Teodosyeviç, Sait Maden...
Kadıköy'de yazarların «Vagon»da
buluştuklarını öğrenen yazınseverler. yazar-çizerleri görmek
üzere Vagon'u dolduruyorlar. Bu kez de yazar-çizerlere,
ozanlara oturacak yer kalmıyor. Cemal Süreya bir gün şöyle
yakındı - «Ben bir masaya oturdum mu, tanımadığım kişiler
yanıma geliyor, arkadaşlarıma yer kalmıyor.» Yetkililer,
Türk dilini Osmanlıcalaştırma çabası verirken, güzelim
Türkçe sözcükleri, yasaklarken yazar-çizerlerin bu tür
güçlüklerini mi görecek.
Son sıralarda, Vagon'daki yazar-çizer
yoğunluğu sürmekle birlikte Kadıköy'ün Bostancı çay
bahçelerine de gidildiği gözlemlenmektedir. Kimileri de Moda
çay Bahçesi'nde görülüyor.
ARAT OVALI
|