Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

DAĞLARCA'YA SORULAR..- I

 

Ahmet Miskioğlu: —«Bağımsızlık Savaşı» yapıtınızın, ki DAĞLARCA DİZİSİ'nin 8-9 .sudur, Sakarya Kıyıları adlı bölümünde «Kaybolurken Osmanlıca» başlıklı bir şiiriniz var:

«Alev nefesler gibi
Asumana akseder
Şahikalardan
Milletliği milletin»

dizeleriyle başlıyor. Ardından gelen,şiir ise «Belirirken Türkçe» başlıklı olandır:

«Ulusun ulusluğu
Doruklardan
Göğe yansır
Yalaz soluklar gibi»

dizeleriyle bitiyor. Buradan başlayarak yapıtta Türkçe karşılığı bulunan yabancı sözcükleri kullanmada          görülüyor. Aynca eski yazdıklarınızı yeniden yayımlarken de kimi Osmanlıca sözcükleri değiştiriyorsunuz, amacınız nedir?

Fazıl Hüsnü Dağlarca: — Destanın burası arı dil bilincinin artık  Osmanlıcaya sığmadığı yerdir. Dil, ulusun varlığında Osmanlıcadan kurtulurken yurdun kurtuluşu da başlamıştır. Andığınız yapıtın 42., 43. yapraklan, bunu izleyen 44, 46. yaprakları Bağımsızlık Savaşımızın dönüm npktasını içermektedir. Buralarda Ulusal Kurtuluş Savaşının çekirdeği yatmaktadır. Bence, Bağımsızlık Savaşını daha büyük ulusal gerçeklerle kazanmışızdır. Yalnız eylem atılımlarıyla kazanmış değiliz, ulusal bilincin, Türkçe bilincinin de, Türkçe yurt bilincinin de katılımı vardır bu utkuda. Ulusumuz, Osmanlı kavramı içinde kilitlene kilitlene kendini yalnız Osmanlı sanmaya başlamıştı. Osmanlıcayı da neredeyse Türk dili sanacaktı. Daha doğrusu böyle sanması istenmişti. Büyük Türkçeci Necip Asım'ın söylediği gibi Anadolumuz büyük çoğunluğuyla okuryazar olmamakla, okuma yazma öğrenmemekle, bilmemekle Türkçe sözcüklerini, Türklüğünü korumuş bulunuyordu. Sakarya kıyılarında kazanılan, utku, Türkçenin yurtseverliğidir, Osmanlıcayı yenmesidir. Yukarıda anılan dize toplulukları, bu evreyi göz önüne sermekte. Beş yapıtla oluşan «Bağımsızlık Şavaşı»nda Sakarya Kıyıları 'nın ortasına değin konular o savaş günlerinin diliyle yazılmış, anılan şiirden 'sonra son dizesine değin Türk Dil Kurumu'nun aydınlığında yürütülmüştür. Genç kuşaklar bunu mutlulukla göreceklerdir. Eskiden yayımlanmış yapıtlarımda bile olabildiğince sözcük değiştirmeleri yapıyorsam 1959'dan «Türkçe Katında Yaşamak» şiirinden beri yalnız Türkçe sözcüklerle yazıyorsam, Türkçenin suç bağışlamaz egemenliğindendir, Atatürk'ün Türk Dil Kurumu'nu kurarken yaşadığı gerçeklerdendir bu.

Miskioğlu: — Atatürk'ün dil amaçlarıyla ilkelerinin çiğnenmiş olması konusunda söylemek istedikleriniz?

Dağlarca: — Bir yazarın bütün yazdıkları, konu ne olursa olsun, dil üzerine söyledikleridir. Atatürk bile dediğim gerçeğin içindedir, işin anlaşılmaz yanı, Dil Devrimi'nin uygulanmaya konduğu yıllarda ilkokulu ya da ortaokulu yeni bitirmiş olanların, devrime uymuş olması gerekenlerin yıllar sonra yeniden Osmanlıcanın öncüsü kesilmeleridir. Böylece savaşılacak iki olumsuz durum karşısındayız:

1.    Anayasanın hemen başında söylenen «Türkiye'nin dili Türkçedir» ilkesi yokmuş sayılmakta, eski Osmanlıca, Cumhuriyetten daha eski evredeki Osmanlı Devleti'ndeki yoğunluğuyla yazılı-sözlü alanları kaplamaktadır.

2.    Halkoylamasıyla yürürlüğe konmayan Dil Devrimi, halkoylamasıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Biliyorsunuz, bütün yasacılarımız sayısız bilimsel açıklamalarıyla Türk Dil Kurumu'nun tüzel varlığının yok edilemiyeceğini belirtmişlerdir. Bu gerçeklere karşın yönetim, kendi dileğini, Atatürk'e karşı olanlara başeğerek yandaş kapanma dileğini yürürlüğe koymuştur. Atatürk'ün bütün devrimlerinin en önemlisi Türk Dil Devrimidir. Türk Dil Kurumu'nu kapatmaktan da öte tam karşıtı olanların ellerine bırakan güç, suçludur. Yarın tarih önünde sorgulanacaktır, göreceksiniz. Evet, üzüntüm büyüktür, büyük boyutlar taşımaktadır. Çünkü bu üzüntü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün üzüntüsüdür.

 


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2007